21 Kasım 2020 Cumartesi

NANKÖRLÜĞÜN CEZÂSI MAHRÛMİYETTİR

Ava çok çıkan bir padişah vardı. Çok sevdiği bir de tazısı vardı ki onu atlas kumaşlara bürümüştü. Tasması kıymetli mücevherlerle süslü, küpeleri altındandı. Tazıyı en güzel yiyeceklerle besletirdi. Padişah onu zevkle gezdirir, tazı da ardınca giderdi.

Yine bir gün yolda giderken tazı bir kemik gördü, hemen o kemiğe atıldı. Padişah, tazının bir kemiğe aldanıp onunla oyalandığını, kendisini takip etmeyi bıraktığını görünce çok gadaplandı. “Benim gibi bir padişahın varken başka şeye nasıl bakarsın?” deyip ipini elinden attı ve “Kovun gitsin bu nankör tazıyı!” dedi.
Sekbanbaşı: “Padişahım, tazıyı kovalım, ama bari üzerindeki kıymetli mücevherleri alalım.” deyince Padişah şöyle cevap verdi: “Hayır, öylece kovun gitsin. İleride aklı başına geldiğinde üzerindeki süsleri görsün de ahmaklık edip kimden ayrıldığını anlasın!”
Padişah böylece yanında bulunanlara içinde bulundukları nîmetin kıymetini bilmeleri için ders vermiş oldu. (Mantıku’t-Tayr, Feridüddin Attâr)
FAZİLET TAKVİMİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder