21 Kasım 2020 Cumartesi

Kaderi inkarın tehlikesi Zamanımızda bazıları kadere imanın şart olmadığını söylüyorlar. Bunlar kendileriyle beraber bu söze inananları da mânevî felâkete sürüklüyorlar. Kader, Allah’ın yarattıkları hakkında tayin ettiği hükümdür. Hayır-şer ne varsa hepsinin, Allah’ın takdiri ve bilgisi altında meydana gelmesidir. Kadere iman İslam inancının 6 esasından biridir, O olmayınca diğer beşine de inanılmamış olur. Kader akılla kavranılamayacak zor bir mesele olduğundan bu konuda akıl yürüterek ileri geri konuşmak insanı yanlışa Kadere imanın ehemmiyetine bakalım: 1- Bir gün ashabı kiramdan bazı kimseler kader üzerinde tartışıyorlardı. O sırada Resûlüllah (s.a.v.) geldi. Onların kader üzerinde münakaşa ettiklerini öğrenince öyle öfkelendi ki yüzü kıpkırmızı oldu. Ve şöyle buyurdu: “(Bu meselede) münakaşa yapmakla mı emrolundunuz? Kur’an’ın âyetlerinin bazılarını bazılarıyla karşılaştırıp duruyorsunuz. Sizden önceki ümmetler işte böyle şeylerden dolayı helak oldular.” (Kütüb-i Sitte Muhtasarı c., 2- Adiyy b. Hâtim radıyallâhü anh anlatıyor: “Resûlüllah (s.a.v.) bana, “Ey Hâtim’in oğlu, Müslüman ol ki selâmete eresin” buyurdu. Ben: “ İslam nedir?” diye sordum. Resûlüllah şöyle buyurdu: “Allah’tan başka ilah olmadığına, benim de onun resûlü olduğuma şehadet etmen ve hayır-şer, tatlı-acı her şeyiyle kadere iman etmendir.” 3- Nezâl b. Sebre anlatıyor: Hazreti Ali’ye. “Ey mü’minlerin emiri! Şurada, Allah, olacak bir şey meydana gelinceye kadar bilmez, diyen bazı kimseler var, denilmişti. Hazreti Ali (r.a.): “Allah onları kahretsin. Neye dayanarak bunu söylüyorlar?” dedi. (Hayâtüs Sahâbe, c: 4) 4- Peygamberimiz’in amcası Hazreti Abbas’ın oğlu Abdullah b. Abbas radıyallâhü anh, İslam âlimlerinin Kur’an müfessirlerinin piri ve üstazı kabul ettiği kimsedir. Bu zat yaşlanmış ve gözleri görmez olduğu bir zamanda anlatıyor: “Bazıları bana, bir adamın kadere inanmadığını söylediler. “Onu bana getirin” dedim. “Onu ne yapacaksın?” dediler. “Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah’a yemin ederim ki, yapabilirsem burnunu koparacağım” dedim.” 5- Atâ b. Ebî Rebâh anlatıyor: “İbni Abbas’a, bazıları kader hakkında ileri geri konuşuyorlar” dedim. “Demek bunu da yaptılar ha!” dedi ve şöyle devam etti: “Onlar bu ümmetin kötüleridir. Onların hastalarını ziyaret etmeyin. Cenaze namazlarını kılmayın. Onlardan birini görsem vallâhi şu iki parmağımla gözlerini oyarım.” (Hayâtüs Sahâbe, c. 4) 6- Ashabı kiramdan Ubâde b Sâmit Hazretlerinin oğlu Velid “Babam hastaydı. Ölmek üzere olduğunu düşünüyordum. “Babacığım, biraz gayret et de bana bir nasihatta bulun” Babam, “Beni doğrultun”dedi. Doğrulttum. Oturunca şunları söyledi: “Oğlum! Kadere, hayra ve şerre (hayrın da şerrin yaratıcısının Allah olduğuna) inanmadıkça ne gerçekten inanmış ne de Allah’ı hakkıyla bilmiş olursun… Yavrum, ben Resûlüllah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Allah ilk olarak kalemi yarattı ve ona “Yaz!” buyurdu. İşte kalem o anda kıyamete kadar olacakları yazdı.” Yavrum, eğer bu inanç üzere ölmezsen, cehenneme girersin.” (Müsned-i Ahmed b. Hanbel, İbn-i Kesir tef. 4/268) 7- Nâfî (rah. a.) anlatıyor: Bir adam İbni Ömer radıyallâhü anhümâya gelerek, “ Falan kimsenin sana selamı var” diyerek Şamlı bir adamdan selam İbni Ömer (r.a.) “Duyduğuma göre o kimse kaderi inkâr ediyormuş. Eğer gerçekten böyle bir fikre saplandıysa, benden ona selam söyleme” buyurdu. Ali Eren Hocaefendi

 








TEHECCÜD NAMAZI KILANLAR

Teheccüd namazının büyük feyiz ve fazileti, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerle beyan olunmuştur. Bunları sıdk ve ihlâs ile okuyup öğrenen hiçbir müminin gönlünde bu ibâdete iştiyak duymaması mümkün değildir.

Seher vakti, gözü ve kalbi uyanık, Allâhü Teâlâ’nın huzûruna duran her teheccüd sahibi, sakin bir bahar yağmuru gibi kalbine ilâhî feyzin döküldüğünü hisseder, o günü baştanbaşa o neşe ile yaşar ve yarının teheccüd vaktini özler.

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), o sırada henüz genç bir çocuk bulunan Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.anhümâ) için:

“Abdullah ne iyi bir adamdır. Fakat gecenin bir kısmında (kalkıp da) namaz kılmayı âdet edinseydi.” buyurmuşlardır. Abdullah İbn-i Ömer (r.anhümâ), “Ben bundan sonra gecenin az bir kısmında uyuyup, kalanında teheccüd namazı kılmakla ve ibâdetle meşgul oldum.” demiştir.

İmâm-ı Kastalânî büyük bir zâtın şöyle dediğini bildiriyor: ‘Cenâb-ı Hak bazı sâdık ve ihlâslı kullarına şöyle ilham buyurmuştur:

Benim birtakım kullarım vardır ki onlar bana ibâdet ederler, ben de onlara muhabbet ederim. Onların bana aşkı ve iştiyâkı vardır, ben de onlara müştâkım. Onlar beni zikrederler, ben de onları mağfiret ederim.

Ey mümin kulum! Sen de onların yolunda gidersen sana da muhabbet ederim. Mümin kul sorar:

“Bu sevgili kullarının şiârı; alâmetleri nedir yâ Rabbi?” Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Bu sâdık kullarım, kuşların yuvalarını özlediği gibi akşamı özlerler. Gece karanlığı çökünce yüce dergâhıma karşı ayakta namaza dururlar, tevâzu ile secdeye kapanırlar. Bana, kendi kelâmımla; Kur’ân-ı Kerîm okuyarak münâcâtta bulunurlar ve nîmetlerime şükrederler. Bu sâdık kullarıma ilk ihsânım, onların kalplerine rahmet pınarımdan akıtıp saçmaktır.”

(Tecrîd-i Sarih Terc.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder